DOKUZUNCU SONNET / Hasan İzzettin Dinamo
Yağmur yağıyor, kış yağmuru şakır şakır
Gecekondumuz birkaç yerinden yine damlıyor.
Üstümüz eski püskü, tel dolap tamtakır
Umutsuzluk aç karga sesleriyle bizi selamlıyor.
Pusmuş kilimin üstünde altın gözlü sarman
Bir huzur müziği üflemede mırıltıları.
Gürültüler kopmada evin ardında zaman zaman
Dağı çökertmekte üstümüze yağmur suları.
İçiyoruz Şerife’nin yorgun eliyle koyduğu çayı
Isınıyoruz, peri padişahının sarayı
Bizim gecekonduyla hemen yer değiştiriyor.
Tepe koptu dayandı gecekonduya ama ne zarar!
Yoksulluk şiirleri yazan ele yazın yine iş var
Burada zor insanı da şiiri de pekiştiriyor!
Şerife Pekişir/ Özgür Balaban
Şiir bir saptamanın üzerine inşa edilmiş. (Son dize: “burada zor insanı da şiiri de pekiştiriyor “.) Saptama (iddia hatta öneri de diyebiliriz) öylesine dişli ki, “bura” bir gecekondu değil de bir balıkçı barınağı ya da kar altında bir dağ köyü olsa da şiir aynı kalacak gibi.
Gecekondu’muza dönecek olursak, açılış/hoş geldiniz dizesi bütün gücünü “şakır şakır”dan almakta. “Şakır şakır “ adeta şiirin işaret fişeği. Yağmuru, daha doğrusu su damlalarının yeryüzüne çarpış an’larını gayet net (mesafesiz/ irtifa’sız) bir şekilde duymaktayız. Duyduğumuz romantizmden uzak, soğuk, ürpertici bir ses.
Zenginlik/ refah/ umuda dair ilk sözcük ile ikinci dizenin açılışında karşılaşıyoruz: “ ALTIN gözlü bir kedi.” Heyelan/yoksulluk adeta doğanın, doğamızın bir parçası. Gürültü / yoksulluk’u huzur bahşeden müzik ile karşılıyoruz. Müzik: altın gözlü Sarman’ın mırıltıları…
Şerife/ Şerifenin eli ise yorgun. Şerife bütün gün pamuk toplamış, merdivenleri silmiş, Özlem hanımlara meşrubat taşımış… Hiç durmadan çalışan, şiirde dahi hizmet eden ve neredeyse “yarı kutsal “ ilân edilmiş kişidir Şerife. Denizi, bedeni, tütünü ve gündüz düşleri olmayandır. Şerifeye topallık, gül desenli solgun bir tepsi ya da hapiste olmayan üvey baba çok yakışır.
Elbette ki gerçekliğin deformasyona uğratılması gerekmektedir ve bu “temel ihtiyaç “’ın giderilebilmesi için de alkol, tüfek, hırsızlık, uğursuzluk ya da cinsellik değil de çay yetişir imdada. Çaysa eşitlik düşüncesi, altyapı/uygarlık ya da anarşizm taşımaz, taşıyamaz gecekondu semtimize. Şiir bu ya; peri padişahının sarayını taşır çay, ve sonrasında pekişmiş şiirler yazarız.
Yazın da…